Ana içeriğe atla

Yazmaya meyyal

Yazamıyorum, neden?

Kaleme uzanmıyor elim, kafamda uçuşan sözler kayıp, içimden geldiğini sandığımda elimden gelmiyor.

Yaşamaya dair söyleyeceklerimi mi tükettim yoksa söz söyleyecek mecalim mi yok? Kendimi savurduğum mecrada yaptığım seçimler, içimdeki kelimelerle oynama hevesini yok mu etti? Yazmaya meyyalim vallahi dertten, buydu, o zamanlar ifade ediş şeklim aynı olmasa bile, yazma tutkumun temeli; onlu yaşların sonlarındaki o yarı bunalım hali içimden atma çırpınışlarıyla çalakalem karalarken. Şimdi biraz daha büyümüş, o ergen bunalımlarından azade olduğum için mi yazamıyorum? İçimden yazmak gelmiyor değil, yazacak iki kelamım var sanki hissediyorum, biçimlendiremiyorum lakin.

Nihayetinde şimdi o eski melankolik dönemin şarkıları, karanlık bir odada yükselen şekilsiz duman, ritüelin tüm parçaları tamam, lazım olan beyaz bembeyaz boş bir kağıt, ve üzerinde akıp giderken sözcükler bırakan simsiyah mürekkep.

Yorumlar

  1. bunun sebebi artık yazmadan önce 3 kez düşünmemiz, kaleme dökmeden önce zihnimizde olgunlaşmasını bekliyoruz düşüncenin, bu da daha az yazmamıza neden oluyor.

    YanıtlaSil
  2. ama sanki yazmadıkça köreliyorum. her yazdığım bir öncekinden daha sıkıcı daha boş oluyor. olgunlaşsın diye beklerken çürüyen meyve olmayalım?

    YanıtlaSil
  3. o ihtimal daima saklıdır :P

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Düşünün. Bir hayal kurmuşsunuz. Peşinden koşmuşsunuz. Tam üç buçuk senenizi harcamışsınız bu hayalin peşinde. Arkadaşlarınız olmuş, dostlarınız, kardeşleriniz olmuş bu hayale beraber koştuğunuz yoldaşlarınızdan. Arkadan çekmişler, çelme takmışlar, yolunuza taş dizmişler durmamışsınız. Üstelik bir de sözde yoldaşlarınızca haksızca suçlanmışsınız. Son kez konuşurken o topluluğun karşısında, en eski yoldaşımın, sevdiğim kardeşimin gözlerindeki o bir damla yaşta gizli bizim bu yola sevgimiz; gece otobüste gözlerimin ucuna gelen, durduramadığım, saklayamadığım o bir damlada. Bu yolu açanın ellerinin titremesinde gizli bizim tutkumuz. Sıfat peşindeki küçük insanlardan, küçük hesapların insanlarından olmayışımdan, yolumdayım, yürüyorum, koşuyorum, ilerliyorum hala. Siz arkada bir ceket için kapışırken farkında değilsiniz, sizi de ilerletmeye çabalıyorum. Kirletmeyin kurduğumuz hayalleri, bırakın yahu, ya yürüyün yanımızda, peşimizde, önümüzde; ya gölge etmeyin. Dieu et mon droit.

Biraz Politika: Kürt Açılımı

biliyorsunuz son dönemde gündemimizi en çok işgal eden konulardan bir tanesi bu. esasında tartışılabilir noktaya gelmiş olması, pkk ve savaş olarak görülmekten ve dolayısıyla sadece askeriyenin ilgi alanı olmaktan çıkmış olması bile önemli birer aşama. yani sadece bu tartışmayı başlatmakla bile konuyla alakalı bir miktar yol alınıyor esasında. başlangıç noktasındaki tek fayda bir miktar ilerlemekten ibaret de değil aslında. akp'nin başlangıç stratejisi olası muhalefeti bastırmak-yok etmek açısından gayet mantıklı duruyor. şu anda ortada bir plan, proje, yapılacaklar listesi falan yok -zaten vatandaşa plan değil pilav lazım düsturunun devamı olur kendileri ki bu bambaşka bir yazının konusu olmaya adaydır- ama günlerdir hiçbir şey üzerine çok şey konuşuyoruz, hiçbir şeyi destekliyoruz veya karşı çıkıyoruz. düşünün akp şunları şunları yapacağız, federasyon olacağız eğitim özerklik vs. bir eylem planıyla çıksaydı ortaya her maddesi teker teker kamuoyunda reddedilecekti. oysa önce ortay...

Yağmurun Kasveti

İstanbul’da yağmurlu bir güne uyandım bugün. Ağustos ve yağmur bir araya geldiğinde Giresun’da geçen yaz tatillerim geliyor aklıma, sabahın bir vakti kalkıp işe gelmek durumunda olmaksa bu anıyla tezat halindeydi. Daha güneşin doğacağı saatlerden kapanınca bulutlarla gökyüzü, gökyüzünden üstüme çöken yoğun bir kasvetle uyandım bugüne. İçimde sebebini kestiremediğim sıkıntılar , kafamda dolaşan flu ve karanlık hayaletler, yorgun bir gecede bir türlü tam uyuyamazken o uykuyla uyanıklık arasında görülen sıkıntılı rüyalar gibi bir sabah, boğazımda dün geceki fazla nikotinin kuruluğu, geleceğe dair büyük belirsizlikler üzerinde gayriihtiyari düşünerek geçmiş bir uyku, yorgun bir beden, yorgun bir zihin ve yorgun bir şehir, insanın İzmir’de terden ıslak ama güneşli, mutlu ve aydınlık sabahları özleyesi gelmiyor değil. Şimdi sağ tarafıma baktığımda karanlığa yükselen kuleler görüyorum, kuleler karanlığa yükseliyor.